11 Temmuz 2010 Pazar

15.CİDE RIFAT ILGAZ SARI YAZMA KÜLTÜR VE SANAT FESTİVALİ



























































(Ne iyi etmiş de, anam beni bu cana yakın memlekette doğurmuş!)

...

Al paçalıklı sırtı küfeli,

Başı çifte çifte sarı yazmalı

Siler gibi alın terini çevrene

Bu kara yazıyı alnından silip

Kendi öz yazını, kendin yazmalı!

Şair Rıfat Ilgaz'ın kasabasında, Cide’deyiz.

15. Cide Rıfat Ilgaz Sarı Yazma Kültür ve Sanat Festivali açılışı yapılıyor. K.Ü.Rektörü, Kaymakam, Belediye Başkanı ve Cide Halkı meydanındayız.

Konuşmaların ardından Sarı Yazma oyunu oynayan kızların gösterileri ortamı hareketlendiriyor.

Kalabalık dağılınca Cide sokaklarını arşınlamaya başlıyorum.

Bu kentin her köşesine büyük ustanın ismi kazınmış. Mührü vurulmuş. Cide ve Rıfat ILGAZ birbirini tamamlayan iki hecelik bir şiir olmuş.

Şimdi bu şiiri, bu şiirden kasabayı geziyorum.

Şiirin dizeleri bazen sokağa taşan bir meyve ağacı, bazen bir merdiven başı, bazen bir martının çığlığı oluyor. Hani Ustanın şiirinde anlattığı martı var ya belki o martıdır diye gagasına bakıyorum taşıdığı bir tohum var mı diye.

"Martıların düşürdüğü tohumdan,

Filizlendiğine inandığım kasabamız.

Yosun kokardı evleri,

Çarşıları midye kokardı.

Sahilde beni bir sürpriz bekliyor. Deniz son yağmurlardan olacak, kahverengi ve çamurlu bir görüntüsü var. Dalgalar desen adam boyu. Zaten sahilde ki birkaç meraklıdan başka da kimse denizle ilgilenmiyor. Bu durum niye böyle dediğimizde cevabı yine büyük ustanın kitabında buluyorum.

“Cideli hiçbir zaman bu Karadeniz'e ısınmamıştır. Bütün kötülükler hep denizden gelmiştir ona. Bu yüzden deniz kıyısına Cideli, köy bile kurmak istememiştir. Cide köyleri hep içerlek, hep yamaçlarda... Yalnız görünümüyle yetinmiş denizin, nimetlerinden kaçmakta yarar görmüş.. (*) Sarı Yazma/ Rıfat Ilgaz,/Çınar Yayınları, 11. Basım Şubat 2005/400 s.." (s.15)”

Akşam olmuş, etkinlikler sürüyor ama biz dönmek zorundayız.

Dağlı geçidini tırmanıyoruz.

Virajlı yollarda bir ara altta Cide’nin ışıkları görünüyor şöyle belli belirsiz
Ustanın son şiiri dudaklarıma kadar gelse de susuyorum.


Son Şiirim

Elim birine değsin

Isıtayım üşüdüyse

Boşa gitmesin son sıcaklığım.

“DUYARLI VATANDAŞ”LASTİKÇİ RECEP USTA





























Taşköprü’de sanayi sitesi 2.blokta, lastikçi Recep’in dükkânındayım. Kim bu Recep Usta derseniz kısaca şöyle hatırlatayım.
Bundan bir hafta kadar önce(28 Haziran 2010) yine Taşköprü’deydim. Çok yağmur yağmış Gökırmak kabarmıştı. Köprü ve sel fotoğrafları çekerken birden suyun ortasında bir hareket fark ettim. Irmağın azgın sel sularının tam ortasında bir av köpeği ağaç köküne tutunmuş acıklı gözlerle etrafa bakıp yardım istiyordu.
Aklıma hemen itfaiye geldi.
Aradım. Yaya köprüsü üstünde birlikte köpeğe bakıp nasıl kurtarılacağı konusunda biraz konuştuk. Acil işim olduğundan duramadım ama telefonumu bıraktım. Olaydan beni haberdar edin dedim.
Akşam geç vakit dönerken telefonum çaldı.
Köpek kurtuldu dediler. Çok sevindim. Akşam ulusal kanallarda şanslı köpeği izledim. Duyarlı bir vatandaş kendini suya salıyor Sel sularını yara yara ilerleyip hayvanı kurtarıyordu.
—Helal olsun, Taşköprü’ye ilk gittiğimde bu vatandaşı bulup teşekkür edeceğim. Dedim.
İşte o duyarlı vatandaşın dükkânındayım. Kendisi yok, dükkân lastik tamircisi dükkânı. Etraf toz toprak içinde. Kenarda çıkma tabir edilen üç beş dış lastik, bir kompresör, birkaç alet edevat var. Kapı önünde bekleyen biri çocuk, biri delikanlıya Recep Usta’yı sordum,
—Ustamız şimdi gelir dediler.
Çok beklemedim. Gülen gözleriyle en içten bir şekilde merhaba diyen Recep Usta geldi.
—Ustam kimsin, kimlerdensin, nerelisin, hele bir anlat bakalım da bilelim tanıyalım bu duyarlı vatandaşı dedim.
Güldü, ne kadar duyarlı olduğumu bilmem ama ben Aşağı Çayırcık köyünde doğdum. Altı yaşında annemi kaybettim. Yetim büyüdüm.8–10 yaşlarında Lastik tamircisi yanına çırak girdim. Sonrasında kendi işyerimi açtım hikâyemi soruyorsan hepsi bu işte dedi.
—Yüzmeyi hem de bu kadar tehlikeli sularda yüzmeyi nerde öğrendin be ustam deyince,
—Ben Gök ırmağın sel sularında yıkandım. Dalgalarında kâğıttan kayık değil kendimi yüzdürdüm. Gök ırmak’ta eski kum ocakları vardır. Derindir, içine çeker vermez kimseyi. Şimdiye kadar boğulan ve bulunmayan 4 kişiyi bu tip yerlerden dışarı çıkardım.
Samsundan Sinop’tan gelen donanımlı dalgıçlar bile çıkaramadı. Ama ben 10–12 metre derinliğe dalıp çıkardım.
—Peki, o gün köpekten nasıl haberin oldu diyorum.
—Elimde üç beş tane iş vardı. İtfaiyeden aradılar bir köpek suda kalmış deyince bütün işimi gücümü bırakıp hemen yola çıktım. Köpeği görür görmezde belime halat filan bağlamadan atladım suya. Köpek beni görünce zaten sevinmeye başladı. Kucağıma aldım. Kıyıya gelinceye kadar tir tir titriyordu.
—Hayvanları sever misin diyorum.
Dükkânın kapısını gösteriyor. Şu camı görüyor musun içeri bir serçe girmişti çıkabilsin diye ben kırdım. Elektrik direğinin tepesinde kalmış ayağı yaralı bir kedi için tellerin arasına kadar çıktım. Kediyi kurtarıp dükkânda uzun müddet besledim. Kızılırmak’ta sudan bir kömüş kurtardım. Şimdiye kadar hiçbir hayvanın canını yakmadım.
—Para alıyor musun bu hizmetlerin için deyince önce kızarıyor sonra,
—Şu gördüğün lastik sökme takma tamiri için aldığım 5TL’dir.Dükkân kirası ev kirası, elektrik, su, vergi ayrıca iki çocuk okuyor. Kısaca elde yok avuçta yok. Çocuğumun ameliyatı için aldığım borç bile duruyor.
Ama şimdiye kadar kimseden bir kuruş istemedim.
Buna da şükür diyorum.Recep Usta daha fazla duramıyor. İşinin başına gidiyor. Bir traktör lastiği tamir etmesi gerekiyor. Lastiği söküyor, çemberleri çıkarıyor şambreli şişirip küvet olarak kullandığı eski
bir buzdolabı gövdesinde patlağı bulup tamir ediyor. Tekrar kontrol edip lastiği takınca 5TL’yi hak etmiş oluyor.
Recep Ustaya hoşça kal diyerek elimi uzatıyorum.
Terlemiş alnından akan terleri sildiği, tozlu kirli elini uzatmaya çekiniyor.
Tertemiz bir kalbin attığı bu elden utanma be ustam.
Bu eli bırak sıkmayı öpülür be ustam.

5 Temmuz 2010 Pazartesi

TÜRK TUNUS DOSTLUĞUNA KASTAMONU'DAN BÜYÜK KATKI























































Ağlı İlçemizin Köy Derneklerinden Adalar Tunuslar Müsellimler Köyleri Kültür ve Dayanışma Derneğinin 2.kez düzenlediği Türk-Tunus Dostluk günleri 3–4 Temmuz 2010 tarihinde Ağlı'daki Tunus Tepesinde gerçekleştirildi.

Etkinliğin açılışına Kastamonu Valisi Mustafa KARA, Tunus Büyükelçisi Gley El Hadj ve ailesi, Türkiye’nin Tunus Büyükelçisi, Kastamonu Milletvekili Musa SIVACIOĞLU, Ağlı Kaymakamı, Belediye başkanları, idari ve mülki yöneticiler ile Ağlı-Tunuslar-Adalar köyü sakinleri başta olmak üzere kalabalık bir halk katıldı.

Şenlik alanı olarak belirlenen Tunus Tepesine bu yıl Valiliğin talimatıyla İl Özel İdaresinin yapmış olduğu yoldan kolaylıkla çıkan misafir ve davetliler bu hizmet için başta Kastamonu Valisi olmak üzere İl Özel İdaresi yetkililerine teşekkürlerini belirttiler.

Türk - Tunus Dostluk ve Kültür Günleri Programına katılan Tunus Büyükelçisi Gley El Hadj ve Eşi tören alanına girerken tüm halkla tek tek el sıkışarak daha başlangıçta gönülleri fethetti.

Büyükelçinin Güler yüzlü ve cana yakın zarif eşleri de tüm tören boyunca sıcak ve samimi davranışlarıyla Tunus Türkiye dostluk köprüsüne önemli katkılarda bulundular.

Adalar Tunuslar Müsellimler Köyleri Kültür ve Dayanışma Derneği Başkanı Ayhan ÜNAL’ın açılış konuşmasında,Türk-Tunus dostluk günü etkinliklerine vermiş oldukları destek için başta Kastamonu Valisi olmak üzere tüm ilgililere teşekkür etti. Büyükelçinin davetlerini kırmayıp gelmelerinden duyduğu memnuniyeti belirtti.

Kastamonu Milletvekili Musa SIVACIOĞLU ise, tarih boyunca Türkiye-Tunus arasında çok köklü bağların olduğunu bunun Kastamonu’daki yansımasını görmekten mutlu olduğunu belirterek Büyükelçi ve ailesine Kastamonu’ya hoş geldiniz dedi.

Kastamonu Valisi Mustafa KARA konuşmasına bu etkinliğe adını veren şahsiyet hakkında kısa bir tarihsel özetle başladı. Kırım Savaşı(1853–1856) sırasında Ruslara karşı Osmanlı ordusu Ankara, Çankırı, Kayseri den katılan taburlarla Mısır, Şam, Arabistan, Fas ve Tunus’tan asker ve komutanlar iştirak etmişlerdir. Bilahare, Kırım Savaşı sonrası Fas ve Tunus’tan gelen askerler bu bölgeye yerleştirilmiştir. Mehmet (Muhammed) Tunusi Efendi`nin de Hüsamettin Çoban`ın Kırım seferine katılan Tunus`lu bir komutan olduğu dönüşünde bu bölgede kaldığı vasiyeti üzerine burada meftun olduğu söylenmektedir. Bu vesileyle gelişen Türk Tunus dostluk günlerinin anısına bir çeşme yaptırılmıştır. Bu yıl da Tunus tepesine yol yapılarak gelecekte çok daha büyük katılım ve çalışmalara imkân sağlanmıştır.

Kardeşliğin sınır tanımadığı bu topraklara, tören alanına gelen misafirlerimize, başta Sn. Büyükelçi ve ailesi olmak üzere Kastamonu’ya hoş geldiniz dedi.

Yapılan konuşmalardan sonra Adalar Tunuslar Müsellimler Köyleri Kültür ve Dayanışma Derneği Başkanı Ayhan ÜNAL bu anlamlı günün anısına Valimiz ve Büyükelçiye armağanlarını takdim ettiler.

Daha sonrasında İHL Mehteran Takımının gösterisi, Ağlı İlköğretim Okulu Folklor Gösterisi, Yöresel Kastamonu Folklor Ekibi oyunlarıyla davetliler ve misafirler keyifli anlar yaşadılar. Tunus Türbesinde Kuran-Kerim Tilaveti ve ziyareti yapıldı. Ziyaret için tepeye çıkılırken Vekilimiz Musa SIVACIOĞLU’nun akıcı bir Fransızcayla Büyükelçiyle konuşması, yöremiz hakkında bilgi vermesi dikkat çekti.

Yöresel sanatçılar ve ağlı kalesi gezisiyle bu güzel etkinliğin ilk günü sona erdi.

16 Mayıs 2010 Pazar

OSMANLI SARAYINDA MUTLU BİR İHTİYAR


...

Kastamonu eski belediye binasının bulunduğu meydandayım. Otel olarak kullanılan tarihi Osmanlı Sarayının merdivenlerinde bir ihtiyar görüyorum. Oturuyor, kendi halinde ve çok fotojenik. Fotoğrafını çekmek için izin istiyorum. Yüzüme bile bakmıyor. Sesimi yükseltiyorum oralı bile olmuyor.
Kızıyor yanına çıkıyorum.
Beni görünce yüzüne tatlı bir gülümseme yayılıyor. Ben anlam veremiyorum. Ama yanındakiler izah ediyor. Kulakları duymaz.
Önünde bir tabak elma var. İki dilim kalmış.
Birini bana ikram ediyor.
Çok mutlu bir hali var niye bu kadar mesut diye sorunca, şakayla karışık kulaklarını bu dünyanın dertlerine kapattığı için olabilir diyorlar.
Onların bu sözü aklıma bir hikâyeyi getiriyor.
“Kurbağalar bir gün yarışma düzenlemişler. Hedef; çok yüksek bir kulenin tepesine çıkmakmış. Bir sürü kurbağa da arkadaşlarını seyretmek için toplanmış ve yarış başlamış. Gerçekte seyirciler arasında hiç biri yarışmacıların kulenin tepesine çıkabileceğine inanmıyormuş. Sadece şu sesler duyulabiliyormuş: ''Zavallılar! Hiç bir zaman başaramayacaklar!''
Yarışmaya başlayan kurbağalar kulenin tepesine ulaşamayınca teker teker yarışı bırakmaya başlamışlar. İçlerinden sadece bir tanesi inatla ve yılmadan kuleye tırmanmaya çalışıyormuş. Seyirciler bağırmaya devam ediyorlarmış:''Zavallılar! Hiç bir zaman başaramayacaklar!''
Sonunda bir tanesi hariç, hepsinin ümitleri kırılmış ve bırakmışlar. Ama kalan son kurbağa büyük bir gayret ile mücadele ederek kulenin tepesine çıkmayı başarmış. Diğerleri hayret içerisinde bu işi nasıl başardığını öğrenmek istemişler. Bir kurbağa ona yaklaşmış ve sormuş;
''Bu işi nasıl başardın?'' diye. O anda farkına varmışlar ki; Kuleye çıkan kurbağa sağırmış!”

Belki de mutluluğun sırrı bunda.
Şehrin trafiğinin karmaşasını, insanların birbirine olan tahammülsüzlüğünü, TV’lerin haber bültenlerini dinleyip de mutlu kalmak mümkün mü acaba?
Ben çoğu zaman dinleyemiyorum.
Ağır geliyor bünyeme.

5 Mayıs 2010 Çarşamba

TOSYA AŞAĞI DİKMEN KÖYÜNDE Kİ KARMAŞIK DENKLEM


1 KİREMİT+1 TUĞLA+BİR AVUÇ ÇİMENTO = ?
1928 Tosya-Ekincik doğumlu.82 Yaşında bir nine.
Adı Şehriçay, tanıyan herkesin Şehri Ninesi.
Tosya Aşağı Dikmen Köyü Muhtarı Kadir EKEN çeltik ekimini fotoğraflamak için geldiğim köyde Şehri Ninenin hikâyesini anlatıyor.
Aşağı Dikmen köyü heyelan nedeniyle taşınırken eski yerleşim yerinde kalan üç beş kişiden biridir. Yaşlıdır ve kimsesi yoktur.
Ekincik Köyünde başlayıp, Aşağı dikmene uzanan hayat hikâyesinde deyim yerindeyse hiç gün yüzü görmemiştir. 3 kez evlenmiş ama çoluk çocuğu olmamıştır. Bu çileli hayatın son durağı Aşağı Dikmen köyüdür.
Ninemi görmek konuşmak istiyorum.
Muhtarla birlikte Şehri ninemin evine doğru giderken O’nu evine çıkan yokuşta buluyoruz. Yaşına göre hayli dinç, gülümseyen çakır gözleriyle çok sevimli bir nine.
—Hoş geldin evladım diyor beni görünce.
—Nineciğim merhaba nasılsın bir isteğin şikâyetin var mı diyorum.
—Yok, evladım şükür bir derdim sıkıntım isteğim yok
Muhtar araya giriyor. Şehri ninem şimdiye kadar kimseden bir şey istemedi. Kocası öldükten sonra bu evde tek başına yaşamaya başladı. Fakat bu evin durumu çok kötü, bir an önce bir çare bulmak gerekiyor diye durumu açıklıyor.
Şehri Ninemin evine girmek için müsaade istiyorum, başta tereddüt ediyor, olmaz diyor ama yine muhtarın araya girmesiyle izin veriyor.
Merdivenlerin çürümüş tahtalarına dikkatle basarak eve giriyorum. Ev dediğime bakmayın tam bir harabe. Üstelik bildiğiniz gibi Tosya deprem kuşağında bir bölge ve bu yapı da en ufak bir sarsıntıda yere inecekler arasında.
Bir odaya giriyoruz.
Odanın köşesinde bir yatak var.
Hemen yanında bir tahta üstünde sıvı yağ şişesi, kararmış küçük bir tencere, bir salça kabı, bir kuru soğan var. Yemek yapıyor demek ki, Pencere önünde ilaç şişeleri. Köşede banyo için kullanıldığını tahmin ettiğim bir kazan görünüyor.
Rahmetlinin fotoğrafını bir köşesine sıkıştırdığı küçük bir aynası bile var.
Yaşlılık aylığı alıyormuş tek geliri bu. Onunla takside girip, kuzineli bir soba almış. Ocağı olmadığından onun üstünde yemek yapıyormuş. Odun edemiyorum artık, ama kömürümü devlet veriyor Allah devletten razı olsun diyor.
Bir de seccadesi var. Her gün 5 vakit Allah’a şükrettiği, namazını kıldığı.
Yukarıdan ışık sızıyor. Akıyor mu burası sorum odadakileri güldürüyor. Yağmur yağınca ne yapıyorsun sorusuna verdiği cevap ne yazık ki kimseyi güldürmüyor.
—Yağmur yağınca bir naylonum var yorganın üstüne çekiyorum.

Daha fazla durmak, ninemi üzmek istemiyorum. Muhtara niye tamir ettirmiyorsunuz çatıyı diye sitem edince,
—Getirdiğimiz hiçbir usta bu çatıya çıkmaya cesaret edemedi. Tamirle kullanılacak yeri yok diyor.
Şehri Ninem eliyle bir kapıyı gösterip,
—Bir oda daha var, orası akmıyor ama kalamıyorum CIRMAN’lardan korkuyorum.
—Cırman nedir nine.
—Sıçandır evladım hem de kocaman.
—Kedi besle ninem hem sana arkadaş olur, hem cırmanları uzak tutar.
—Bu evde kedi bile durmuyor evladım.

Evde yeni bir şey yok mu, elbette var. Elektrik sayacı pırıl pırıl yeni takmışlar. Kışın soba yakamayınca elektrik ocağı yakmış, 100 liranın üstünde gelmiş faturası. Ödemiş yaşlılık aylığı ile gariban ninem.
Görevliler gelmiş seni bakım evine götürelim demişler.
Gitmem ben burada yaşamak istiyorum, köyümden ayırmayın, el içinde barınamam diye kabul etmemiş.

Şimdi gelelim yukarıdaki denkleme.
Muhtar köy konağı gibi bir yapının yanındaki boş temel üzerine bir oda, bir ayakyolu(wc),yapmak istiyor.
80 yaşın üstündeki bir ninenin belki de son isteği. Yağmurlu günlerde rahatça uyuyabileceği, cırmanlardan (Farelerden) korkmadan yatabileceği bir oda.
Ne gerekiyor biraz tuğla biraz kiremit, az biraz çimento vs. Karşılığında inşa edilen basit bir oda değil, bir hayat olacaktır.
Şehri nineme gün görmeyen 82 yıllık ahir ömründe bir yudum mutluluk veremez miyiz acaba.
Ne dersiniz.
Bu denklemin sol tarafına Bir tuğla bir kiremit ekleyerek sağ tarafındaki hayat çözümüne katkıda bulunmak isterseniz,
Muhtar Kadir EKEN’e telefonla ulaşın.

26 Nisan 2010 Pazartesi


















































































KASTAMONU’DAN 23 NİSAN İZLENİMLERİ

Bu gün 23 Nisan ve ben de neşe dolu bir insan olarak sırtımda makinem, ağzımda türküm, ayağımda çamurlu botlarım Kara çomak kenarından aheste aheste şehre doğru yürümekteyim.

BAVM önüne gelince durup etrafa bir göz attım.

Baktım ki karşıda İsmail Bey her zamanki ihtişamından daha bir güzel gözükmekte. Çıkıp iki fotoğraf çekmek, az biraz nefes almak, bir bardak çay içip kendime gelmek üzere döner kapıdan içeri girdim.

“Fotoğraf çekmek yasaktır” kuralı ile ilgili eski dostum, BAVM Güvenlik Şefi Kenan Bey’le biraz lafladık. Fotoğraf çekme yasağının mantığını, niye konduğunu Halka ilişkiler müdiresi Zeynep Hanım uzun uzun izah etti. Tüm alışveriş merkezlerinde uygulanan standart prosedür olduğundan bahsederek izin alındığı takdirde sorun olmayacağını belirtti. Gösterdikleri ilgi ve vermiş oldukları bilgilerden dolayı kendilerine teşekkür ediyorum.

Bu gün burada, Belediye Başkanımızın oğlunun hukuk bürosunun açılışı vardı. Hem hayırlı olsun demek hem de bu fırsattan istifade Kastamonu’nun panoramik görüntülerini almak üzere 9.kattaki terasa (Asansörler hep dolu olduğundan)merdivenlerden çıktım.

Başkan bana hoş geldin dese de nefes nefese kalmam yüzünden benim cevap vermem biraz uzun sürdü.

Kastamonu’yu izledim uzun uzun. Harika bir görüntü hiç bu açıdan görmemiştim. Hep hayalimdir Kastamonu’yu gökyüzünden fotoğraflamak.

Aşağıya inip yola devam edince kalabalığın bulunduğu yer beni bir mıknatıs gibi çekti.

Bir anda Cumhuriyet Meydanında buldum kendimi. Aileler tribünleri doldurmuş. Çocuklar ortada hünerlerini sergiliyor. Havanın güzelliği de eklenince tam bir şölen olmuş.

Kalabalıktan yanaşıp da ortada ne var ne yok bir şey göremeyince mecburen kendimi dairenin dışına attım. Rıfat Ilgaz Kültür Merkezi salonunun kapısında bir sergi ilanını görünce de daldım içeri.

Salondan içeri girince bir masa bir adaptör, bir havya, tahtadan bir tuval ve masanın ardında bana gülümseyen bir sanatçı yüzü gördüm.

Antakya Hatay’dan TİMYA SANAT GRUBU ilimizde 22–26 Nisan tarihleri arasında eserlerini sergiliyorlar.

Salonda bir Mehmet HABİP bir ben varız. O bana sergimize hoş geldiniz diyor ben de ona İlimize hoş geldiniz diyorum.

Mehmet Bey, ağaç üzerine yakma tekniği ile muhteşem tablolar yapan bir ressam. Bankacılıkla geçen uzun yıllar sonra bu işe adamış kendini. Maddi bir beklenti değil bizimkisi. Bir tutkunun, sevdanın, aşkın tezahürüdür. Hepsi o diyor.

20 gün, günde 8 saat çalışmayla ortaya çıkan bir eserin fiyatı 1.000.TL. Kabaca bir hesapla saatlik ücreti 6,25TL geliyor. Ucuz mu pahalı mı siz karar verin.

Mehmet Beye Kastamonu’yu nasıl bulduğunu soruyorum.

—İlk kez gördüğüm bu şehre hayran kaldım. Tıpkı bizim oralar gibi burası da tarih kokuyor. Diyor.

Galeriyi birlikte geziyoruz.

Ressamların güzel ve başarılı eserlerini izliyorum.

Mehmet Bey diyor ki, Sanata ve sanatçıya verdikleri destekleri için Kastamonu Valiliği ve İl Kültür Turizm Müdürlüğüne teşekkür ediyoruz.

Ben de diyorum ki, bu güzel eserleri Antakya’dan buraya getirip bizlerin de görme fırsatını verdikleri için

Kastamonu’lu bir sanatsever olarak TİMYA Sanat grubuna teşekkür ediyorum.

Zaman sanat galerisinde su gibi akmış. Dışarı çıktığımda Cumhuriyet Meydanındaki kalabalık çoktan dağılmıştı.

Kambur köprünün (Nasrullah Köprüsü)bir tarafını kendime yol bilip, bu sefer eve doğru yollandım.

Yine sırtımda makinem,

Dilimde türküm,

Ayaklarımda çamurlu botlarım.

Yol arkadaşım Karaçomakla birlikteydik.













































20 Nisan 2010 Salı

BALIKÇI ŞEF







Kastamonu Nasrullah Meydanındayım.



Münire Medresesinde bir bardak çay içmeye durdum.Kızım da vardı yanımda.



ben onu fotoğraflarken



-Baba bende seni çekeyim dedi.



çektiği fotoğrafı çok beğendim.Düzenleyip yükledim.



Teşekkürler kızım..